PAROLA VATAN, İŞARETİ NAMUS

15 Ekim 2003

Kemalizm Başka, Atatürkçülük Başka mı?

(*Cumhuriyet Gazetesi Yazılarından)
Şaşırıp kalmışımdır! Cihet-i Askeriye üç ciltlik bir kitap yayımlatıyor (1998), adı,''Atatürkçülük / Atatürkçü Düşünce Sistemi'', Genelkurmay'ın talimatı ve Kenan Evren'in emriyle! İlk cilt, önemsediği konu ve sorunlar üzerine, Gâzi'nin söylediklerini derlemiş; -ve benim şaşırdığım- 'dış siyaset' başlığı altında, sadece üç sayfa toplanabilmiş! Ne kapsamlı, derinlemesine bir irdeleme; ne de, 'yeni' devletin, 'yeni' dış politikasını belirleyen, 'yeni' jeo/stratejik güvenlik idrâki ve platformu. Bu anlayışın formüle bağlandığı, tarihi demeç ya da bildiriler de yok; sözün gelişi, ünlü Kafkas Seddi 'durum değerlendirilmesi' alınmamış!
İnkılâp tarihi üzerine yazanlar, sonraki 'iktidarlar' ın şaşmaz bir şekilde etkisinde kalmışlar; bu, açıkça görünüyor. Şevket Süreyya gibi bir kalem, Enver Paşa/Mustafa Kemal Paşa mektuplaşmasının tamamını -elinde bulunduğu halde- yayımlamaz: gereksiz görüyormuş! Fâlih Rıfkı Bey,'Atatürk Cumhuriyeti'nde (1923-1938) içten içe iktidarı kemiren, Mustafa Kemal Paşa/İsmet Paşa 'uyuşmazlığına' , ancak son yıllarında, ucundan kıyısından, şöyle dokunmuştur. Hele TBMM Hükümeti döneminde, iki Komünist Fırkası'nın Meclis'teki varlığı; Ankara'nın Komintern'e -samimi olarak- üye olmak çabası, vb. ancak Solcular'ın -kulaktan dolma- malûmatı arasında zikredilir.
Daha da vahimi,'Atatürkçülük'denemelerinde, Gâzi'nin fikir ve eylemini 'sistematize etmek' çabasının bulunmayışı! İlk çalışma döneminde, böyle bir çabayı -örtülü olarak- sadece Enver Ziya Bey'de ( Karal ) sezdiğimi yazmıştım. Ciheti Askeriye'nin'Atatürkçülük'ü, bu çabayı, III. cildinde gösteriyor ama; i'lerin noktaları, hemen daima noksan; belki de talihsiz bir dönemde (12 Eylül sonrası) hazırlandığından, Gâzi'nin tavır ve düşüncesindeki aydınlık, onda yok!

'Devamı'mı,'karşıtı'mıdır?

'Kemalizm've'Atatürkçülük', ayrı ayrı şeyler midir? Bu vahim soruyu, sanırım Erzincan'da; karın yolları kestiği, soğuk bir kış günü; Kelkit Dağı'ndaki Kuranportör'e çıkarken, kendi kendime sormuştum (1957).
'Kemalist', 1920'lerde Avrupa'lı ajansların, Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk'a taktığı isimdi;'Atatürkçülük','Kemalizm'in, İsmet İnönü/Recep Peker 'takımınca yapılan ve uygulanan' tefsiri! Kemalizm Dönemi , çok kısa sürdüğü, üstelik Tanzimat artığı Bürokrasi ve Burjuvazi'nin hiç işine gelmediği için; önce eğitim/öğretim'den; Halk Fırkası'nın CHP'ye dönüştüğü Kurultay'ı müteakib de (1935), Müdafaa-i Hukukçular'dan kaldırılmış;'İnönü Cumhuriyeti'nde ise (1938/1950) yerini doğrudan doğruya,'Atatürkçülük'adı verilen farklı -bir bakıma karşıt- ideolojiye bırakmıştır. Meraklısı bilir, 70'li yıllarda -Sonradan'Hangi Atatürk'te toparlayacağım- bir sürü yazı yazmış; bu dönem için,'İnönü Atatürkçülüğü'kavramını ve deyimini önermiştir: ikisi arasındaki farkı, kendime göre, kalın kalın, çiziyordum. (Bkz. 'Hangi Atatürk' , s. 41/55, Bilgi Yayınevi)
Kemalizm, ihtilâlci ve inkılâpçıdır; Osmanlı toplumundan, ulusal bir devrimle, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ne dönüşmeyi öngörür. Açıkça anti/Emperyalist'tir; bu, gelişme ve kalkınmada, Tanzimat ve Meşrutiyet gibi,'Garplılaşma'yı değil,'Çağdaşlaşma'yı benimsemesinden; Batı'lı'Düvel-i Muazzama'yerine, Sovyetler'e ve Mazlum Milletler'e (Üçüncü Dünya) yaslanmasından bellidir. Oysa İsmet Paşa, - Falih Rıfkı Bey'in deyimiyle- 'ileri bir Tanzimatçı' olduğu için, 1940'tan başlayarak, 'Ulusal Kültür' yerine, 'Yunan/Latin Kültürü'nü Eğitim/Öğretime yayarak, 'Çağdaşlaşma'yı Batılılaşma'ya çevirmiş; diplomasi düzeyinde aynı şeyi, Sovyetler'i ve Mazlum Milletler'i esas alan dış politika yerine, İngiltere/Fransa İttifakı'na ve Batı'ya bağımlı bir dış politikaya yönelmiştir ki, Türkiye'nin hâlen içinde bulunduğu 'çıkmaz' ın nedeni de budur.

'Kemalizm'den geriye ne kaldıysa...

Kemalizm'den geriye ne kaldıysa, sonunda'Koca'Reşit Paşa Tanzimatçılığı'na yerleştiren, elbette'Bayar/Menderes Demokrasisi'olacaktır. O 'demokrasi' döneminde, nice'İnönü Atatürkçüsü'nün, dehşete düşüp karşı çıktığı'Filipin Demokrasisi'; o sâyede bugün uygulanıyor; onlar da bunu, 'Küreselleşme' nin 'başarısı' diye alkışlıyor.
Türk aydını,'seçkinci've'yabancılaşmış'(komprador) aydın kalıp; öz halkını, onun bin yıllık kültür birikimini, küçümsedikçe; hele Türk İnkılâp Tarihi, sahici ve doğruluğu tartışılmaz verilerle tartışılıp, o ihtilâlci ve inkılapçı boyutlarıyla, yeniden tarif edilmedikçe; yıllardır olduğu gibi, nice'eyyamcı'kendisini Atatürkçü'nün önde gideni sayacak; ona karşı çıkanıysa Cumhuriyet düşmanı ilân edecektir.

Görmüyor musunuz, ucundan kıyısından, netleşme başlayınca, nasıl sinirleniyorlar?

0 Comments:

Yorum Gönderme

<< Home