PAROLA VATAN, İŞARETİ NAMUS

01 Ekim 2003

Halkın Sesi, Kimin Sesidir?

(*Cumhuriyet Gazetesi Yazılarından)
1968 filân mı? 'Refik-i azizim'Asım Bezirci , vapurla Bodrum'a geçerken, İzmir'de ziyâretime gelmiş; onu ve eşini, Bayraklı üzerinden Karşıyaka'ya, Çamlık'taki evime götürüyorum; bir ara, ne dese iyi:''-...kardeş, senin daha o zaman, gazeteciliği meslek edineceğin belliydi''. Gülerek, ekliyor:''-...nöbetçi kaldığımız geceleri hatırlar mısın? Rotatifin arkasındaki, kâğıt bobinleri üzerinde uyurduk!..''Doğru söylüyordu: 1950 kışı, Vakit Yurdu'nda, Gerçek'i çıkarıyoruz; 'nöbet geceleri' , saat 0.02'de Sirkeci'den kalkan 'mürettip tramvayı' nı kaçırdık mı, yandık; uyuyacak başka yerimiz yoktur.
Basın ortamında, o ünlü söz var ya; onu bana, köhne rotatifin ustası söylemişti: ''-...matbaa mürekkebi kokusu, bir kere insanın kanına girmesin, artık iflâh etmez; emekli bile olsa, rüyasında gazete çıkarır!'' Bunları ne zaman hatırlasam, yüreğimde bir burukluk; acaba bir gazetenin tek sorumlusu olsan, istediğin gazeteyi çıkarabilir misin? Yoksa 'Demokrat İzmir' parantezi, İstanbul'a oranla İzmir'de bu iş, daha kolay olacağı için mi açılmıştı? Gazete, babacan bir aksi adamın gazetesi; Adnan Bey'in ( Düvenci ) iki niteliği az bulunur; doğru bildiğinde direnir; riskten korkmaz! Bir gece, önemli bir Meclis raporunu, şehirlerarası telefonla Ankara'dan alamayacağımız anlaşılınca, uçak kiralamaya kalkıştığını, hangimiz unutabilir?
Batı Anadolu , malûm, -hele o zaman- ülkenin üretim alanı idi; pamuk, üzüm, incir, tütün vb. borsaların açılışı, hâdise oluyor: dikkat kesiliyoruz. Akhisar'dan Ödemiş'e, her tarafı 'dolaştıktan sonra' , ertesi sabahın 'manşetini' , gece sekreterine 'bizzat' yazdırırdı; birisi hâlâ, aklımdadır:''Tüccar İsteksiz, Tekel Dayanmalı!''Halkın sesi, kimin sesidir? Adnan Bey'in ( Düvenci ) nesline, hesap verecek yüzümüz kaldı mı? Halkın seçtiği yönetimler, üreticinin kamusal desteklerini, birer ikişer yok ediyor: Seka, Şişe/Cam, Tekel ve diğerleri! İyi de sabaha karşı, attığımız o 76 punto manşetleri atacak, sorumlu gazete ve gazeteciler, nerede? ABD'de olduğu gibi, ülkemizde de nesilleri kurudu mu?
Tesbit / 2''...gazetecinin biri, çocuklara çektirilen cefayı sergiledi mi, doğru hesap yapmıştır; gel gör ki Cosmopolitain'de konuyu kaleme alan Edwin Markkam (1906), yalnız gazeteci değil, şair ve öğretmen! Jean-François Millet'nin bir tablosundan esinlenerek, kimileri günde on dört saat çalıştırılan, geleceğin büyükleri üzerinde bir araştırmaya kalkışıyor: 1880 ile 1900 arasında, olay iki misli büyümüş; sanayileşme tam yol gelişiyor, el emeği bulunsun da, kimin olursa olsun; yâni 'çocuklar fabrikaların ejderha böğürtüleri arasında, kulakları ölümsüz bir Niyagara'dan sağır olmuş', öyle büyüyorlar...''
''...Markkam soruyor: ...niye yaşantılarında ne istirahat, ne oyun, ne de eğitim; ömürleri kıyılıp gitmektedir. Neden böyle, hepimiz çulsuz çaputsuz kalıp, soğuktan titreşeceğiz de ondan mı? Yok canım, depolarımız hiçbir vakit bu kadar demirle ve döküntüsüyle dolup taşmadı. O halde? O halde 'yeni İngiltere'nin çoğu kapitalistleri, makinelerini ve atölyelerini, niye paldır küldür güneye taşıdılar? Niye mi, su kaynaklarına, pamuk tarlalarına; bir de tabii çocuk parmaklarıyla sağlanan ucuz emeğe, çok daha yakın olmak için. Massachusetts ipekli giyinebilsin diye, Güney Carolina pamuk dokuyor...''
Yüz yıl sonra, bu coğrafya, o coğrafya mı? Yer değişimi, uluslar üstü düzeye çıkmış, yerin yurdun önemi sıfır: Nike için böyle, yalnız onun için mi, Peugeot için de, Saint-Gobain ve General Electric için de! Her yerde,'İngilizce bilir telefoncu kızlar aranıyor, bulundu mu, Hindistan'da işe konuluyor; Fransızca bilen gerekirse, Bonjour Senegal - elbette, daha ucuzu başka yerde bulunamıyorsa! Pasaportsuzluğun bedeli, aşırı sömürülmek anlamına geldiğinden, tabii kaçak göçmenlere de başvuruyorlar; hatta başkalarına uçak ayırtan, tutuklu kısmına bile...''!
Edwin Markkam yazmıştı: '...diyorlar ki, fabrika kâr etmeli, etmezse sahibi bozulur, yönetim kurulundan fırça yer; o elbet ustabaşını azarlayacaktır, ustabaşı da işçilerini! Ucu adamakıllı uzun bir kırbaçtır ki bu, izi çocukların sırtında kalır; o zaman pamuk işleyen fabrika hisselerinin, senede yüzde 25, 30 hatta 50 kâr payı bırakmasına şaşmalı mı? Evet beyler, çocuk işçilerin sırtlarını, kâr payı pudrasına dönüştürüp tozutuyorlar. Parlamento kulislerinde fabrikatörlerin ve fabrikatör lobby'sinin, alışılagelmiş tehditleri biliniyor:'çocukların çalıştırılması yasaklanırsa, biz de kalkar başka yere gideriz'. Ne yazık! Öyle bir medeniyet içinde yaşamaktayız ki, bu türden şantajlar işe yarıyor...'
''...bu yazı yüz yaşındadır, ama okurken günümüzün neo/liberal siyasetçilerini; ve işsizliğe karşı'ulusal tercih'olarak,'ücretlerin indirilmesini'savunan avukatlarını, düşünmemek elde mi? Hem niye bunlara, borsa yiyip borsa içen, -toplum ejderhası- yeni ekonomi yazarlarını katmayalım ki; her ekonomik yıkılışı,'gelişme', ya da'emeğin pahalılaşması';'rekâbet've'küreselleşme'yle açıklayıp, bir güzel yüreklerine sindirenleri, yâni...''
Unutmadınız değil mi? Bu 'söyleşi'de'hileli'

0 Comments:

Yorum Gönderme

<< Home