PAROLA VATAN, İŞARETİ NAMUS

13 Ekim 2003

ABD Öncülüğünde, Gerilemek!

(*Cumhuriyet Gazetesi Yazılarından)
'Strasti Mordasti'yi, hatırlayan kaldı mı? Maksim Gorkiy'in, dokunaklı bir hikâyesidir; 40'lı yılların sonlarına doğru, Türkçe'ye çevrilmişti: Kendisine iyilik edilen, son derece çirkin ve yoksul bir fahişe, manevi borcunu ödemek için, iyiliği yapan erkeğe, bedelsiz yatmayı önerir; o esnada ne der bilir misiniz, insanın tüylerini ürperten şu sözleri:''- ... İstersen, yüzümü örterim!''
O yıllar, ne de olsa çocuk sayılırız; sadece fahişenin 'mangal yürekli'bir kadın olduğunu düşünebilmiştim; bir de tabii Maksim Gorkiy'in, ne çetin bir insan sarrafı olduğunu! Sorunun, son derece kapsamlı, bir 'medeniyet'sorunu diye alınması gerektiğini, çok sonra anladım:'Aydınlanma'nın getirdiği'hümanist tavır', yalnız Güzel Sanatlar'da değil; bilim ve felsefe dahil, bütün üst/yapı müesseselerinde ciddi bir yükseliş sağlamış, önemli bir aşama kaydetmişti:'İnsanlık durumu'nu hiç unutmamak!
Cahil ve görgüsüz Uzak/ Batı'nın, ( ABD anlayınız) Post/Modernizm'i, işte bunu kabul edemiyor: Ne Güzel Sanatlar'da, ne Bilim ve Felsefe'de, ne de Media'da! XXI. yy. başlangıcında, insanlığın, ABD öncülüğünde gerilemesi bundan!

O durumu yakalayıp ölümsüz kılmak...

'Teber Çelik'in Karısı'nı okumuş muydunuz?'40 Karanlığı'nda, Gün dergisinde yayımlanmıştı; okuyalı, handiyse 60 yıl olmuş, onu kafamda hâlâ dün okumuşum gibi, canlı tutan nedir? Ya da Erich-Maria Remarque'ın'İnsanları Seveceksin'başlıklı romanından, şu anda bile ezberimden yazacağım, o satırlar?''... Steiner, üç gün sonra hududu geçti. Havada tebeşir gibi bir ay vardı. Steiner gerçi tahammüllü bir insandı, fakat bütün vücudu tere batmış bir halde, hududu geçer geçmez; geriye dönüp, yüksek sesle, üç kere karısının ismini tekrarladı...''
Peki, ya Rifat Ilgaz'ın Alişim'i? O şiirdeki, insanın içini adeta oyan, mütebessim beşerîlik?''... kasnağından fırlayan kayışa/ kaptırdın mı kolunu alişim?/ daha dün öğle paydosundan önce/ zileli'nin gitti ayakları/ yazıldı onun da raporu/ ihmal'den!..''Modernizm, sanatta, ilimde, fende, media'da,'insanlık dramı'nın bu yüceltici tespitine, Andre Malraux'nun o çok ünlü romanına, koyduğu adı takmıştı:''La Condition Humaine/ İnasnlık Durumu''. İster estetik olsun, ister bilimsel, beşeri çaba ancak o 'durumu' yakalayıp ölümsüz kılabilirse makbuldür; aksi halde, çekiver kuyruğunu!..

'İnsanlık durumu'na bir ad bulmak!..

Bilim adamı tespitini, mensup olduğu ilim disiplininin; sanatçı, estetiğin kuralları içinde yapmaktadır; gazeteci -isterse görsel olsun- mantık kategorileri içinde kalır ama, ne dedikodu zevzekliğine düşer, ne de 'mazbata' yavanlığına! Muhâbir, şimşek gibi çakan 'insanlık durumu' nu, olanca çıplaklığıyla haberine 'yerleştirmek' ; röportajcı önüne çıkan her beklenmedik yeniliği, beşeri ve sosyal düzeyde değerlendirip, röportajına 'yedirmek'zorundadır.
Sayfa sekreterinin, başlık 'açarken' görevi, mahalle karısı gibi yılışmak yahut külhanbeyi olmak mıdır; yoksa haberdeki 'insanlık durumu' na bir ad bulmak, bir isim koymak mı? Unutulmayan gazetecilerin, ikinci türden olduğunu söylemeye, bilmem lüzum var mı?
Nereden nereye? Alain Delon'un bir Fransız dergisinde, yazısına rastladım; sinemadan yakınıyor: Nerede imiş o eski filmler? Acaba 'yıldız' olduğu, binlerce kişiyi karanlık salonlara doldurduğu, 'o eski iyi zamanlar' ın nostaljisini mi yaşıyor? İlk anda öyle sanılsa da, okudukça durum farklı; aslında, bir süredir benim de size aktarmaya çabaladığım, bir 'eksikliğin'altını çizdiği anlaşılıyor; müzik nasıl melodiyi kaybetti, tempoya yozlaştıysa; edebiyat nasıl 'insanlık durumu' nu unuttu, laf kalabalığına dönüştüyse; sinema da öyle, bilgisayar hileli özel efekt kataloğuna benziyor: İnsanın, insanlık için yarattığı her şey, insanlığını kaybediyor. Neden?

Hayvanlardan ne farkımız kalır?

Yakın/Batı (AB)'Rasyonalizm'dir, yani 'Akılcılık' ! Âdemoğlu, hemcinslerini hür ve eşit kabul ederek, Modernizm'e yani Hümanizm çağına girmişti; bunun tabii sonucu, Sosyal Darwinizm'in, yani güçlünün egemen olması ve kalmasının, ciddi şekilde eleştirilmesi; eleştirilmek de laf mı, ona karşı çıkılması oldu. Halklar özgürlüğü ve eşitliği ciddiye aldılar ve alıyorlar; bunun sonucu, a/ demokrasi, b/ demokrasi'nin toplumsallaşması, c/ sosyalizm, d/ sosyalizm'in özgürleşmesi'dir, yani güçlünün değil, haklının egemen olması!
'Sistem'in katlanamadığı, işte budur! Yeryüzünde, Aydınlanma'nın getirdiği ne varsa, tü kaka sayıp; Modernizm'i ve onun, sosyal ve beşeri kavramlarını, ortadan kaldırmak istiyor; aslında bilimsel ve estetik düzeyde, insanları kör ve sağır edecek; öylesine ki, onu o kadar ürküten 'insanlık durumu' nu fark bile edemeyeceksin!

İyi de o zaman, hayvanlardan ne farkımız kalır?

0 Comments:

Yorum Gönderme

<< Home