PAROLA VATAN, İŞARETİ NAMUS

22 Eylül 2003

Gâzi, Ne Yapardı?

(*Cumhuriyet Gazetesi Yazılarından)
Gâzi 'nin Hatay Davası sırasındaki, o heyecan verici yolculuğunu, Anadolu Ajansı, şöyle bir tebliğle kamuoyuna açıklamıştı:
''İstanbul (AA)- Cumhurreisi Atatürk 5 İkinci Kânun'da (Ocak) İstanbul'u terketmeye ve şimdilik Konya'ya gitmeye karar vermiştir. Müşarünialeyh bu gece saat 3.00'te Haydarpaşa istasyonunda hususi trenleriyle Konya'ya hareket buyurmuşlardır...''
Gâzi, bir başka trenle Başvekil İsmet Paşa 'yı Ankara 'dan ona mülâki olmaya çağırmıştı; o trende bulunan Riyaset-i Cumhur Kâtib-i Umumisi Hasan Rıza bey , diyor ki: ''...tren hareket edince, bir müddet Başvekil'e mahsus özel vagonun salonunda oturup konuştuk; sonra ayağa kalkıp, kompartımanlarımıza gitmek üzere izin istedik. Ayrılırken Başvekil kolumdan tuttu, 'Sen kal görüşelim' dedi ve beni karşısına oturttu; âşikâr bir heyecanla: '- Yarın büyük kavga olacak!' diye bağırdı, '- Niçin Paşam?' '-...Görmüyor musun, memleket Fransızlarla harbe sürükleniyor...'' (H.R.Soyak, 'Atatürk'ten Hatıralar' , Cilt 2, s. 602. YKY. 1973)
Açıkçası, Başvekil 'Sancak Uyuşmazlığı' (Fransızlar Hatay 'a 'Sancak' diyordu) yüzünden, Fransa ile savaşmak zorunda kalacağımızdan korkuyor. Oysa Mustafa Kemal, Paris 'teki 'Halk Cephesi/Front Populaire' koalisyonunun, ne kadar zor ve çaresiz durumda olduğunu çoktan saptamıştır: İspanya 'da Franco , (Faşizm 'in yükselişi); Almanya' da Hitler, İtalya 'da Mussolini iktidarı (Faşizm 'in yükselişi); Fransa 'da Muhafazakâr ve Liberal Muhalefet'in dolapları, Başbakan Leon Blum 'ü öylesine köşeye sıkıştırmıştır ki, değil savaşmak, 'Sancak' için parmağını bile oynatamaz. Bu tesbitinin arkasını, -ki doğrudur ve 1939 'daki çöküş bunu teyit etmiştir -, Hasan Rıza bey 'e göre, Gâzi şöyle getirmiştir:
''...çocuk, biz istesek bile, Fransızlar Sancak için bizimle bir harbe girerler mi hiç? Arkadaşlar bunu nasıl düşünebiliyorlar, görmüyorlar mı bugün Fransa'nın bizzat anavatanı büyük tehlikelerle sarılı haldedir. Bunu her Fransız idrâk etmiştir ve endişe içindedir. Sancak'a gelince, Fransızlardan dünyada böyle bir yerin mevcut olduğunu bilenler, yüzde biri, ikiyi geçmez...'' (a.g.e.s. 606)
Öncelik hakkı'nın 'özeti'
'Tesbit' bu olunca, Hatay için 'silâhlı' çözüm o anda 'şahsi/bireysel' bir dava olmaktan çıkmış; 'Tutsak Uluslar'ın Emperyalizm'e karşı Kurtuluş Savaşları'na destek olmak manasını kazanarak, 'evrensel' e dönüşmüştür. Hatırlayacaksınız, o vesileyle Gâzi demiştir ki:
''...bir şey daha söyleyeyim: ben bugünkü (1937) Fransız idarecilerinin, Suriye ve Lübnan'a öyle kolay kolay, İstiklâl vereceklerinden emin değilim; zaten tatbikatı, birtakım yersiz bahânelerle üç sene sonraya tâ'lik etmeleri (ertelemeleri) buna delil telâkki edilebilir. Binaenaleyh [BURAYA DİKKAT] biz hareketimizi onlara da teşmil ederek, kısa yoldan gerek Suriye ve gerekse Lübnan'ın özledikleri gerçek istiklâllerini temin edebiliriz...'' (a.g.e.s. 607)
Kısa, kesin, net ve açık! Gâzi 'ye göre, 'eski Osmanlı' kavimler, tam bağımsız ve özgür olmalıdır; bunu kendi güçleriyle emperyalist işgalciyle savaşarak başarırlarsa, iyi olur; Türkiye, bir federasyon ya da konfederasyonda, onlarla birleşmeyi düşünebilir. Yok, Emperyalist işgalci, 'eski Osmanlı' halkını bağımsızlığından ve özgürlüğünden yoksun bırakır, onu sömürge gibi kullanırsa; kendi haklarını savunan Türkiye, 'eski Osmanlı' halkının özgürlüğü ve bağımsızlığı için, onların davasına katılabilir; gerekirse, silâhlı mücadeleye bile girer.
Evet Gâzi 'nin Ortadoğu 'daki eski 'Osmanlı Halkları' için benimsediği 'öncelik hakkı' nın özeti bu! O zaman soru şu mudur: eğer Gâzi sağ olsaydı, içinde yaşadığımız 'Irak çıkmazı' nda Ankara' nın tavrı ve tutacağı yol, ne olabilirdi?
Aynı yolu tutardı...
Hiç kuşkusuz, aynı yol: bir kere, Şam, Halep ve Beyrut yöresini işgal etmiş Fransa' ya karşı, o gün nasıl 'dikiliyorsa' ; bugün haksız ve geçersiz sebeblerle Musul, Bağdad ve Basra yöresini işgal etmiş ABD' ye de, öyle 'dikilirdi' . İşgâle uğramış Iraklılarla-dini, mezhebi, soyu, sopu, ne olursa olsun-; bu yeni Kurtuluş ve Bağımsızlık savaşında, dayanışma içine girerdi; o halka, gücünün yettiği her alanda, gerekli yardımı yapardı.
İşgalci ABD , ezkaza, Ankara' nın da işgale katılması, onun sorumluluğuna ortak olması önerisinde bulunursa; bunu kabul etmek için baheneler arayıp, uydurma nedenler yaratacağına; öneriyi tereddütsüz reddederdi; zira bunu kabul etmek 1937 Ortadoğusu'nda aynı filmi çeviren İngiliz/Fransız (Batı'lı, Beyaz ve Hıristiyan) Emperyalizm' inin yaptığını onaylamak onunla işbirliğine girmek anlamına gelirdi, ki o zaman Cumhuriyet Hükümeti' nin, 'Damat' Ferid Paşa Kabinesi'nden; onu destekleyenlerin de, 'İngiliz Muhipler Cemiyeti' üyelerinden, hiçbir farkı kalmazdı.
Meraklısı Gâzi Mustafa Kemal Paşa' nın, 'Damat' Ferid Paşa' ya ve şakşakçısı 'İngiliz Muhipleri' ne nasıl davrandığını, hangi âkıbeti lâyık gördüğünü İnkılâp Tarihi' nden öğrenebilir, elbette, 'doğru' yazılmış olanını, bulabilirse....

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home